Bugünlerde Afrika futbolu denince aklımıza bir çok yıldız isim geliyor, fakat 90’lı yıllarda ön plana çıkan ve üstünde fikir birliği sağlanmış tek isim vardı, o da George Weah’tı.
Aslına bakarsanız insanların George Weah’la yollarının kesişmesi çeşitli farklılıklar barındırıyor. Yaşı ilerlemiş insanlar onu Monaco, Paris Saint-Germain ardından Milan formaları altında gösterdiği performansla tanırken, o dönem yaşları ufak olanlar Weah ile ilk tokalaşmayı Sensible Soccer adlı video oyununda Maldini’li, Boban’lı ve Weah’lı Milan’ı alıp şampiyonluğa koşarak yaptı. Ardından samimiyet meşhur “futbolcu kartlarıyla” ilerledi. Geçen seneler ve günümüz göz önüne alındığında Weah’ın ne kadar geniş bir kitleye hitap ettiğini düşünün.Bir döneme damgasını vuran siyah inci, günümüzün “total” (ne kadar total orasına siz karar verin) futboluna belki de en uygun santrfor tipi olarak dikkat çekiyor. Weah, bazen yanlış zamanda mı dünyaya geldim diye düşünüyor mudur acaba. Keza hırslı, savaşçı, delici sprintleri olan aynı zamanda hayret verici şekilde teknik olan rakip savunmaya sis gibi çöken oyuncu dünya’ya 10-15 yıl geç gelmiş olsa şuan Avrupa transfer borsasını alt üst etmişti. Ülkemizde futbolcularımızın çoğu zaman serzenişte bulunduğu “zorluklar içerisinde boğuşan Türk futbolcusu hak ettiği değeri görmüyor” nidaları arasından Liberya’dan kopup gelen genç adamın hikayesine bir göz atalım.
Bir yıldız doğuyor
1 Ekim 1966 da Liberya’nın başkenti Monrovia da dünyaya gelen George Weah, Afrika futbolunun dünyaya kazandırdığı en önemli yeteneklerden birisi. Siyah incinin esas adı George Manneh Oppong Ousman Weah, bu uzun isim bizlere Güney Amerikalı futbolcu arkadaşlarını hatırlatsa da konuyla ilgisi yok. Kru etnik grubuna mensup olan Weah, çocukluğunu Monrovia kentinin Clara kasabasında çoğu Afrikalı çocuk gibi zorlu şartlarda geçirdi.
Öğretim hayatına Müslüman Kolejinde başlayan Weah, ardından eğitimine Wells Hairston Yüksek Okulun da devam etti. Okul günlerini noktaladıktan sonra Liberya Telekomünikasyon şirketinde santral teknisyeni olarak çalışmaya başladı. Weah, iş hayatına devam ederken aynı zamanda Young Survivors, Bongrange Company, Mighty Barolle ve Invincible Eleven gibi Liberya ligi takımlarında forma giydi.
Arsene Wenger’in keşfi
86-87 sezonunda Invincible Eleven takımıyla Liberya Liginde yaşadığı şampiyonluk Liberya da geçirdiği son günleri olacaktı. Bu şampiyonluk onu Kamerun Ligi takımlarından Tonnerre Yaounde’ye taşıdı. Burada da ilk sezonda 18 maçta 14 gol atarak parmak ısırtan bir performansa imza atan genç futbolcu günümüzün futbolcu avcısı Fransız Teknik Adam Arsene Wenger’in dikkatini çekmeyi başardı. Wenger, siyahi oyuncudan artık Monaco için ter dökmesini istedi. Böylece Weah 88 senesinde çoğu Afrikalı oyuncunun Avrupa’ya adım atmak için kullandığı Fransa Ligi’nin yolunu tuttu. Takımda geçirdiği ilk yıllarda Yusuf Fofana ve Glenn Hoddle gibi kadroda bulunan yıldız oyuncuların arkasında kalsa da süre aldığı zamanlarda iyi işler yaptı. 4 sezon formasını giydiği kulüpte 1989 da yılın Afrikalı futbolcusu seçilirken, 1991 yılında da Fransa Lig Kupasını kaldırdı. Monaco forması altında dört sezonda 103 maçta forma giyen Liberyalı futbolcu 47 kez rakip fileleri havalandırdı. Bu performansın ardından tüm dünya’ya adını yavaş yavaş duyuracağı kulüp olan PSG’ye transfer oldu.
Fransa liginde sergilediği etkileyici performans Weah’a bir soruyu da beraberinde getirdi. Fransa milli takımı mı, Liberya Milli takımı mı? Weah tercihini Liberya Milli takımından yana kullandı. Hatta Weah, o yıllarda iç savaş sebebiyle ülkesinde oluşan kaos ortamı sebebiyle Milli Takım dünya sahnesinden inmesin diye deplasman masraflarının çoğunu kendi cebinden karşıladı.
1992’de Portekizli antrenör Artur Jorge’un çalıştırdığı PSG’de de iyi performansını devam ettiren Weah, üç sezonda 96 maçta 32 gol attı. Bu gollerin meyvesi olarak PSG ile Fransa Lig Kupası ve Fransa Lig Şampiyonluğunu kazandı. Bu başarılı sezonların ardından George Weah 1994 yılında “yılın Afrikalı futbolcusu“ ödülüne layık görüldü. Weah’ın Psg’de geçirdiği 3 sezonda Fransa da gösterdiği başarıya ilave olarak takımdaki son senesi olan 94-95 sezonunda Avrupa kupalarındaki performansı da görülmeye değerdi.
Şampiyonlar Liginde Liberyalı Kral
94-95 sezonunda Şampiyonlar Liginde Weah’lı Psg B grubunda Bayern Münih, Spartak Moskova ve Dinamo Kiev’in rakibi oldu. Fransız temsilcisi grupta oynadığı 6 maçta 6 galibiyet alıp 18 puan toplayarak göz kamaştıran bir performansa imza attı. Ardından çeyrek finalde karşısına gelen günümüzün yenilmez armadası Barcelona’yı da dize getiren Psg, yarı finalde yıldızlar topluluğu Milan’a elenmekten kurtulamadı. Psg elenmişti fakat Georg Weah turnuva boyunca attığı 7 golle gol krallığına ulaştı. Kupanın sahibi ise Milan’ı Kluviert’ın golüyle 1-0 mağlup eden Ajax olmuştu.
Fransa Liginde ve Avrupa Kupasında gösterdiği yüksek performansın ardından Weah’ın yolu bu kez İtalyanların ünlü kulübü Milan’la kesişti. Kırmızı siyahlı kulüp Hollandalı yıldızı Van Basten’in sakatlığından doğan boşluğu Liberyalı forvetle doldurmayı amaçlıyordu ki Weah bu boşluğu doldurmaktan fazlasını yaptı. Beş sezon formasını giydiği İtalyan kulübünde bir çok başarıya imza attı. Bu başarılarla adını bir kez daha tüm dünyaya duyurdu.
Dünyanın en iyisi bir Afrikalı
1995 sezonu George Weah’ın kariyerinde ayrı bir öneme sahip. Weah o sene Avrupa’da, Afrika’da ve FIFA tarafından Dünya’da yılın futbolcusu seçilerek bir ilke imza attı. Fakat Afrika’da yılın futbolcusu ödülü ona başka bir rekorun daha kapısını araladı. 3. kez kazandığı ödül Weah’ı bu ödülü en çok kazanan Abedi Pele’nin rekoruna ortak etti. Weah aynı sene FIFA Fair Play Ödülünü de alarak seneyi 4 ödülle kapattı. Liberyalı futbolcu Milan da geçirdiği başarılı sezonların ardından adını Dünya Futbol tarihine kazıdı. Yıldız oyuncu son sezonlarda yaşının ilerlemesiyle Milan’da fazla forma şansı bulamamaya başladı ve Milan’la yollarını ayırdı. Siyahi yıldız için Milan da misyonunu tamamladı diyebiliriz.
Şansını İngiltere Premier Lig’de denemeye karar verdi. Böylece 2000 yılında Chelsea’ye kiralandı. Gittiği her takıma standart bir katkı sağlayan futbolcu. Chelsea’ye de katkı yapmayı ihmal etmedi. Maviler o sezon Weah’ın katkılarıyla Wembley Stadın da oynanan Federasyon Kupası finalinde Aston Villa’yı bu sezon Villas Boas’ın yerine teknik direktörlüğe getirilen Roberto Di Matteo’nun golüyle 1-0 mağlup ederek kupanın sahibi oldu.
Chelsea kariyerine devam ederken aynı zamanda Dominic George Vava ile birlikte Liberya Milli Takımının teknik direktörlüğünü yapmaya başladı. Fakat George Weah kulüp bazında yakaladığı başarıları Liberya Milli takımında yaşayamadı ve Dünya Kupalarında boy gösteremedi.
George Weah’ın Chelsea kariyeri kısa sürdü ancak İngiltere macerası Manchester City ile devam etti. City de oynadığı 7 maçta 1 gol atan Weah aradığını bulamadı ve kendisine Avrupa’nın kapılarını açan Fransa Ligine döndü. Fakat bu sefer adresi Monaco ve Psg’den farklı olarak Marsilya oldu. Weah, Marsilya da kimi zaman eski günlerinden esintiler sergilese de istediği performansı sahaya yansıtamadı. Buda onun yönünü Arap yarımadasına doğru çevirdi. Liberyalı futbolcu kariyerinin son sezonlarını Arapların ünlü kulübü Al Jazira da geçirdi. Burada oynadığı 8 maçta 13 gol atarak Arap futbolseverlere unutulmaz anlar yaşattı. Böylece Weah, bir anlamda Arap takımlarının yıldız oyuncu transferi hayalini gerçekleştiren ilk oyunculardan oldu.
Unutulmaz Jübile
2003 yılında futbola nokta koyan Weah jubilesini 2005 yılının Haziran ayında Marsilya’nın Velodrom Stadı’nda yaptı. Bu jubile maçına Zinedine Zidane, Marcel Desailly, Andriy Shevchenko, Didier Drogba ve Patrick Vieria gibi dünya yıldızları katıldı. Jübile maçında bile futbolu ne kadar sevdiğini gösterip fileleri üç kez havalandıran Weah yerini oğluna bırakarak futbol defterini kapadı.
Yeşil sahalardan Meclis salonlarına
Weah futbolu bıraktı belki ama artık farklı bir hedefi vardı oda zor durumda olan ülkesini bir şekilde düzlüğe çıkarmaktı. Bunun için bazı meslektaşları gibi siyasete atılmaya karar verdi. Daha önce de Pele ve Zico aynı yolu izleyip Brezilya da spor bakanlığı görevini üstlenmişlerdi. Fakat Weah daha radikal bir karar alarak 2005 yılında ülkesindeki başkanlık seçimlerine aday oldu. Weah’ın adaylığı ilk etapta şaşkınlık yarattı ve rakibi Harvard mezunu, 30 yıldır politikanın içinde bulunan Ellen Johnson Sirleaf tarafından eğitiminin yetersiz olması nedeniyle yadırgandı. Sirleaf, bu konuda haksızda sayılmazdı Weah Liberya da yaşadığı dönemde orta okulu anca bitirebilmiş ardından futbol hayatına yelken açmıştı. Weah’ın yumuşak karnı olan eğitim durumu rakipleri tarafından seçim kampanyasına dönüştürüldü. Weah bu eleştirilere, “Bazı insanlar yıllardır eğitim ve tecrübeleriyle bu ülkeyi yönetiyor. Fakat aynı insanlar bu ülkeye hiçbir katkı sağlayamadı.” diyerek kendini savundu.
2005’te iki tur üzerinden yapılan seçimlerde ilk turda %28.3 oy alan Weah seçimlerin ikinci ayağında Ellen Johnson Sirleaf’ın karşısına çıkmaya hak kazandı. İkinci turda Weah %40.6 oyda kalarak başkanlığı %59.4 oy oranına sahip olan Ellen Johnson Sirleaf ‘ya kaptırdı. Sirleaf, böylece Afrika da halk oyuyla seçilmiş ilk kadın devlet başkanı oldu.
Pes etmek yok
Fakat ülkesine bir şekilde katkıda bulunmak isteyen Weah, eksiklerini tamamlamak adına çalışmalara başladı. Önce Amerika da lise diploması aldı. Ardından Parkwood Üniversitesinde Spor yönetimi sertifikası aldı. Bunlarla yetinmeyen Weah, birde DeVry Üniversitesinde İşletme okudu. 2009 yılında da diplomalarını cebine koyup ülkesine geri döndü. Weah, ülkesine döndükten sonra siyasi yaşamda aktif olarak rol oynadı. 2011’deki başkanlık seçimlerinde Ellen Johnson Sirleaf'ın karşısına çıkan Winston Tubman’ın yardımcısı olarak görev aldı. Fakat seçim sonunda yine Sirleaf’in arkasında kaldı.
Afrika'nın kahramanı
George Weah, futbol dünyasında bir yıldızın nasıl olması gerektiğini gösterdi bizlere. Yokluk içinden varlığa koşan ama sonra ülkesindeki yoksullukla savaşmak için geri dönen bir kahramanın hikayesiydi aslında bu.















Yorumlar
Yorum Gönder