Stadyum Bilmecesi

Günümüzde spor konusunda kulüpleri kısa sürede ileriye taşıyan en önemli hamle “tesisleşme”. Fakat ülkemiz bir çok alanda olduğu gibi tesisleşme hareketini de farklılaştırılarak hayata geçiriyor.

Tesisleşme çoğu spor dalında büyük önem taşıyor. Futbol da bu spor dallarının başını çekiyor. Yazılı ve görsel medya organlarında aşağı yukarı her gün yüzümüze çarpılan UEFA uyum kriterleri, kulüplerin ekonomik açıdan daha çok kazanmak istemesi ve statların eskiyerek kullanılamayacak hale gelmesi takımları yeni statlara itiyor.

Türkiye’deki bazı kulüpler de yavaş yavaş bunun farkına varmaya başladı. Geçtiğimiz senelerde Fenerbahçe, Karabükspor, Samsunspor ve Galatasaray sayesinde stat yenileme, ihale ve mimari kelimelerine milletçe aşina olmuştuk. Bu süreç Beşiktaş ve Trabzonspor ile devam edecek gibi. Fakat İstanbul dışında kalan bazı şehirler özellikle İzmir her zaman olduğu gibi bu oluşumların dışında kaldı. Gelin bir stadyum’un yapılış aşamasından girip, halka sunuluş biçiminden çıkalım.

Organizasyon olsa da statları yenilesek
Hak vereceksiniz ki stat yapmak için bir bahane olması şart bu bahanelerinde en güzeli Olimpiyat Oyunları, Avrupa Şampiyonaları ve Dünya Kupaları gibi büyük organizasyonlar. Türkiye'de irili ufaklı yaklaşık 142 tane stadyum bulunuyor. Bunlardan bazıları da bu organizasyonlar nedeniyle inşa edildi. İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı 76.092 kapasite ile Türkiye’nin en büyük stadyumu unvanını elinde bulunduruyor ama gelin görün ki Olimpiyat stadında oynanan maçlar taş çatlasın 2 bin kişiye oynanıyor. Tersine bakacak olursak Adıyaman’daki Gerger İlçe Stadyumu da 1250 kişi ile en düşük kapasiteye sahip olan stadyum.

Orda bir stat var uzakta
Stat inşa etmek kolay iş değil çünkü en başta günümüzde stadyum yapacak araziyi bulmak çok zor. Hadi buldun diyelim bu sefer de devlet imar izni alma sorunu ortaya çıkıyor bir ton iş var anlayacağınız. Eskiden her taraf “dutluk” olduğu için bu işler daha kolaydı. Ama günümüzde artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılama bahanesiyle yapılan “modern siteler”, çok katlı "residancelar" ve güya insanları eğlendirmek için yapılan “AVM” adı altındaki büyük tüketim alanları stadyumlardan rol çalmaya başladı. Ve böylece stadyumlar boyunlarını bükerek şehir dışına göç etmeye zorlandı. Bu göç 2002 yılında  İstanbul'un Başakşehir ilçesi Altınşehir bölgesinde yapımı tamamlanan ve kullanıma açılan Atatürk Olimpiyat stadıyla başladı ardından 2005 yılında yapılan şehir merkezine olan 44 kilometre uzaklığı ile dikkat çeken Yenikent Asaş Stadı karşımıza dikildi. Bende bu statla ilgili yaşadığım bir anektotu kısaca anlatayım. Karşıyaka'nın 2009-2010 sezonunda Ankara'da oynanan play-off karşılaşmaları için Asaş stadının yolunu tuttuk. Daha önce Ankaa'ya uçak ve ortobüsle seyahet etmiştim ama özel araçla ilk defa gidiyordum ve yola çıkan dört İzmirli Ankara yollarına çok hakim değildik. Neyse lafı uzatmayayım önce Ankara'ya geldik ve stadın yerini sorduk. Sorduğumuz vatandaş anlata anlata bitiremedi. Meğersem Yenikent Asaş stadına ulaşmak yaklaşık 60-70 kmlik yolumuz varmış. Stada uzun yolculuk sonucu vardık. Orada bir yerde oturur dinleniriz dedik ama stat çevresinde ev bile yok. Statı çöle yapsalarmış daha mantıklı olurmuş. Sonuç olarak Yenikent Asaş stadının Ankarada olduğuna beni kimse inandıramaz. Stat bildiğiniz Ankara’nın dışında. Bu yeni, tarz uzak statlara en yakın örnek ise Antalyaspor’un 2011-2012 sezonunda maçlarını oynadığı Antalya Mardan Stadı. Bu stat Antalyaspor’a o kadar sorun yaratmış olacak ki düşmekten son anda kurtulan takımın kalecisi Ömer Catkıç yaptığı açıklamada bu kötü performansı şehirden koparılan stada bağladı.  En son kurban edilen Antalyaspor’dan sonra bu kıyımlar devam edecek gibi.
Toki statlarınızı yenilesin
Hal böyleyken birde işin içine Toki girdi, ki girmez olaydı. Ali Sami Yen stadının arazisinin üst kullanıp hakkının Galatasaraydan alıp stadın yıklımasıyla başlayan süreç Toki’nin Türkiye genelindeki stat yenileme hareketiyle devam edecek. Fakat buradaki prensip şehrin göbeklerindeki statların arazisini alıp takımlara şehrin dışında “uygun” bulunan bir yerde stat yapmak. Bu durumun ilk talihlileri de İzmir ve Sakarya gibi gözüküyor. Alsancaktaki Alsancak stadı ve Üçyoldaki Gürsel Aksel stadının üst kullanım haklarını alıp, ki bu söylediğim bölgeler İzmir’in en gözde yerleri, onun yerine İzmir’in kuzey ve guneyine iki stat yapılması planlanıyor. Senaryonun da devamı belli Statlar yıkılıp Avm’ye dönüşecek şehrin unutulan yerlerine de stat yapılacak. İnsanlarda maçları statlar yerine televizyondan izleyecek. Bu arazilerin üst kullanım hakkına karşılık şu ana kadar  seçilen araziler şehrin bir ucunda bu görünümle İzmir’e stat yapılmaması daha hayırlı olur.

Stadyum mu Havalanı mı?
Bu açıklamalardan ve yapılması planlanan uzak statlardan yola çıkarak statların ne ve kimin  için yapıldığını tartışalım. Statlar ne için inşa ediliyor? Futbol müsabakası ya da bir spor organizasyonunu “halka” sunmak için. Bu müsabakalar da haliyle seyirciyle bütünleştiğinde bambaşka oluyor. Yani mantıken statlar seyirciler için yapılıyor, sonuçta bir iş yapıyorsanız onu paylaşmanız insanlara sunmanız en büyük arzunuz. Peki o zaman statlar neden şehirlerden koparılıp havalanı muamelesi görüyor.  Zaten ekonomik konularda büyük zorluklar çeken halk neden maça gitmek için şehir turu yapmak zorunda bırakılıyor. Dünya bu işi kolaylaştırıp statları şehrin göbeğine dikiyor. Buna en yeni örnekte Juventus’un yeni stadı. Türkler ise neden her şeyi ters tarafından yapmaya çalışıyor anlamış değilim.

Adını ne koyalım
Tamam statları bir şekilde borç harç sponsor destekli desteksiz yaptık diyelim. Ama sırada ondan daha büyük bir sorunumuz var. Oda stada isim verme merasimi var. Türklerde isim koyma konusunda büyük problemler var. Yani bir ülkede Ahmet, Ali ve Murat (bende onlardan birisiyim) isminin fazlalığı çocuğunun adını ne koyacağını bilemeyen ebeveynler yüzündendir. Usb’sine isim bulamayıp ona “noname” adını veren ülke vatandaşlarından bahsediyorum.

Bu kararsızlık stat isimlerine de yansımış. Türkiye de yaklaşık 25 stadyumun ismi Atatürk Stadı. Evet tam 25 tane stat.  Neredeyse statların çeyrek yüzdesinin ismi Atatürk Stadı. Yani statın ismini bulamayan Atatürk Statı koyalım geçelim demiş. Şimdi diyeceksiniz ki ne kdar güzel işte sevgi göstergesi falan, o zaman diğerleri sevip saygı duymuyor mu. Bir kere saygı sevgi isim koymakla olsaydı marsta yaşıyorduk şuan. Tamam Atatürk çok önemli bir figür ülkemizde ama ne bileyim git en güzeline, en büyüğüne koy  ya da en dikkat çekenine koy ki anlamını yitirmesin. Tanıl Bora da bu ilginç durumdan "Karhanede Romantizm" adlı kitabında yazmış olduğu “Nerede? Atatürk Stadı’nda. Hangisinde?” adlı makalede durumu çok iyi özetliyor.
Bir başka tesadüfte futbolla siyasetin el ele olduğunu gösteren isimlerde yaşanıyor.Bir çok statın isminde belediye başkanı ve çeşitli parti başkanlarının isimleri var. Siyaset futbol ikilisinin yan yana geldiği statlar Kasımpaşaspor’a evsahipliği yapan Recep Tayyip Erdoğan Stadı, Kahramanmaraştaki Hanefi Mahçiçek, Kardemir Karabükspor’un maçlarını oynadığı Dr. Necmettin Şeyhoğlu Stadı ve son olarak Mersin’in ikinci stadı olarak geçen ve Tarsus İdmanyurdunun kullandığı Burhanettin Kocamaz Stadyumu ve Gaziantepspor ‘a kucak açan Kamil Ocak Stadı da bunlara örnek olarak gösterilebilir.

19 Mayıs Statları küme düştü
Bazı şehirlerde stadyumlarına önemli günlerin isimlerini vermiş. Bu konuda örnek verecek olursak Adana’nın kurtuluş günü olan 5 Ocak tarihini statın isminde tekrar görüyoruz. Bu yoldan ilerleyen diğer bir şehir de İskenderun onlarda 5 temmuz düşman işgalinden kurtuluş günlerini statlarının isminde kullanmış. 18 Mart Çanakkale Stadyumu da benzer yollardan adını Çanakkale zaferinden almış. Tabi ki 19 Mayıs’ı eklemeden olmaz 2012 sezonunda küme düşen Ankaragücü, Manisaspor ve Samsunspor’un statlarının ismi 19 Mayıs.

Stadyumlara ismi en çok yakışan isimler bence o bölgede sporla uğraşan ya da takımın kuruluşunda rol oynamış insanlara hürmeten koyulan isimlerdir. Bunlara örnek vermek gerekirse. Trabzonun ilk beden eğitimi öğretmeni Avni Aker, Galatasaray’ın kurucusu Ali Sami Yen, Zonguldak Karaelmas Stadına ismini veren ciridi 60.04 metre uzaklığa atıp Türkiye rekoru kıran Kemal Köksal, eski federasyon başkanı ve gençlerbirliği başkanı olan Hasan polat’ın adının konduğu Maltepe Stadı bunlardan bazıları.

Türkiyede stat ismi konusunda hal böyleyken İngiliz kulüplerinin statlarında cadde isimleri, İspanyadaki statlarda da kulüp tarihinde iz bırakan insanlar yad edilmiştir.

Stadyum değil Reklam panosu
Evet artık stadyumumuzun bir isminide bulduğumuza göre diğer konulara yönelebiliriz. Gün geçtikçe endüstriyelleşen futbol masum stadyumlarıda kendine benzetiyor ve futbolda bazı değişiklikler yaşanıyor. Bu önce takımların formalarında  ufak tefek değişikliklere yol açtı. Kulüpler önce formaların önüne, sonra arkasına en son da boş buldukları her yere reklam almaya başladı. Böylce kulüpler daha çok para kazandı fakat formalar ve üzerinde bulunan renkler anlamını yitirdi. Allahtan Türk takımları Fransız ligi takımları kadar ileri gitmedi de formalar reklam panosuna dönmedi.

Satılık tribün isimleri Vs Emekçiler
Fakat oluşan ihtiyaçlar ve kulüplerin daha fazla para kazanmak istemesi bu reklam işinin stat ve tribün isimlerine sıçramasına neden oldu. Türkiye de en son yapılan ve Galatasaray’ın maçlarını oynadığı Türk Telekom Arena da buna en iyi örneklerden birisi Galatasaray stadın 10 sezonluk isim hakkını 100,5 milyon $' lık ödeme karşılığında Türk Telekom’a sattı.Ayrıca sarı kırmızılı yöneticiler Kuzey tribününe 4 milyon euro karşılığında Pegasus, doğu tribününün ikinci katı da Ülker ile yapılan 2 milyon euroluk anlaşma sonucu Ülker aile tribünü adını almıştır. Evet futbolda artık reklam geliri çok önemli fakat Galatasaraylılık ve "lise"duruşunu dillerinden düşürmeyen yöneticiler bir tribünün ismini de stat inşasında hayatlarını kaybeden Gökhan Yavuz, Raşit Ek ve Cihan Gayretli'ye adamak akıllarına gelemedi mi. Ya da geldi ama tatlı gelen para fikirlerini mi değiştirdi. Bu hususta Galatasaray Tekyumruk taraftar grubu "isimleri yaşatılsın" adında bir kampanya düzenlemişti ama yöneticiler buna kulaklarını tıkadı. Sonra da bu yaşananlar ülkemizde olan çoğu olay gibi unutulup rafa kalktı.

Futbolun yuvasından, para havuzuna
Dünya da da bunun örneklerine rastlamak mümkün son olarak Arsenal, İngiltere’nin köklü kulübü "futbolun yuvası" anlamına gelen Highbury stadını bırakıp yeni stadı olan Emirates Stadyumuna geçti. Arsenal isim hakkını Emirates’e sattığından dolayı cebinden beş kuruş harcamadı. Fakat işte tam burada bir sorun oluşuyor futbol daha ne kadar paranın kölesi olacak ve para ne kdar daha kulüpleri egemenlik altında tutacak.

Yorumlar