Zoru Sevmeyelim!


Türkiye Milli Takımı 11 Kasım cuma akşamı rakibi Hırvatistan önünde tarihinin en önemli sınavlarından birine çıkacak. Sınav sonrası batarız çıkarız ne bileyim hoca zor sormuş ya da çalışmadığım yerden geldi gibi bahaneleri bilemem ama öncesinde söylemek istediğim şeyler var. 

Bu maç neden bu kadar önemli diye soracak olursanız ki bilmeyenler olabilir. Hırvatistan ile oynayacağımız play-off müsabakalarından sonra Polonya ve Ukrayna’nın ortaklaşa düzenleyeceği Euro 2012’ye kimin katılma hakkı kazanacağını öğreneceğiz.

Bu yazımız güzel geçsin
Mühim olan noktalardan biri de şu, en azından kendi adıma, bir yaz mevsimini daha acaba bu Avrupa Şampiyonasında hangi Milli Takımı desteklesem sorunsalıyla geçirmek istemiyorum. Hele ki bu kadar yatırım yapmışken, ligin kalitesini bu kadar arttırmışken! Bu kadar kurumsallaşmışken!, hatta bunlarla yetinmeyip alışık olduğumuz ve çok sevdiğimiz play-off sistemini dayanamayıp ligimize de uygulamışken, gitmemiz gerek yani gidemezsek üzülürüm. Emeklere yazık sonuçta. Yazık olma olayı bana babam’dan geçti sanırım, Gidemezsek oda şeye üzülürdü mesela kaç kişi ekmek yiyor burdan. Bak şimdi hepsinin hayali suya düştü. O bide ev sahibi takım mağlup olduğunda gelen seyirciye yazık der, biraz benzeşiyoruz futbol konusunda. Neyse uzatmadan konuya kayarak müdahale edeyim, Kısacası 2012 Avrupa Şampiyonasına katılmamız gerektiğini düşünüyorum.

Avrupa Şampiyonaları karnemiz
Hani hep bir çekip gitmek istiyoruz ya uzaklara çantamızı alıp, gençlerimiz her yaz İnterrail yapıyor mesela, bir yanımız hep Avrupalı ya, orada her şey daha güzel ya! bakalım futbolda da bu kadar yakınmıyız bakalım.  O zaman eski, tozlu sayfalara dönelim. Türk Milli Takımı daha önceki Avrupa Şampiyonalarında ne yapmış? Play-off ‘larda nasıl performans sergilemiş bunlara bakalım.

Arkadaşlar Avrupa Futbol Federasyonları Birliği, yani kısaca ve herkesin bildiği şekilde, UEFA bu organizasyonu 1960 yılından beri dört yılda bir düzenliyor. Organizasyonun ilk turnuvası 1960'ta Fransa da düzenlendi ve şampiyonluğa Sovyetler Birliği uzandı. İlkler önemlidir o yüzden paylaşmak istedim. Evet futbol ülkesi olan Türkiyem 1960 yılından bugüne yaklaşık 50 yılda Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde düzenlenen 13 turnuvanın 9’unda elemelerde elenen takım ünvanını alıp güzel ülkeme dönmüş.

Neyse ki İngiltere de düzenlenen 1996 Avrupa Şampiyonasında takımın başında olan Fatih Terim’le şeytanın bacağını kırıp gruplara kalma başarısı gösterdi fakat şeytanın bacağını tam kıramadığımızdan olsa gerek oynadığımız 3 maçta grubumuzda bulunan Hırvatistan ve Portekiz’e 1-0 son maçta da Danimarka’ya 3-0 yenilince turnuvaya puan alamadan hatta gol atamadan veda ettik. Bu arada kupayı da Almanya kazanmıştı. Bize ne dediğinizi duyar gibiyim.

Yılmadık çalıştık
Bu kötü performansın ardından Fatih Terimle ayrılan yollar Mustafa Denizli ile birleşti. Takımı 1998’de  Fransa da düzenlenecek olan Dünya Kupasına ve  Hollanda ile Belçika’nın ortak imalatı olacak olan 2000 Avrupa Şampiyonasına Mustafa Denizli hazırlayacaktı. Denizli, bizi 1998 Fransa Dünya Kupasına götüremese de 2000 Avrupa Şampiyonasında gruptaki yerimizi almıştık. Grup maçlarına Şampiyonanın favorisi Azzurilerle yani İtalyanlarla başladık ve 2-1 yenildik. Yenilmiştik ama ezilmemiştik golle tanışmıştık en azından. Diğer maçta rakip tam dişimize göreydi ancak olmadı İsveçle golsüz berabere kaldık. Son maç ya tamam ya devam maçıydı fakat karşımızda turnuvanın ev sahiplerinden Belçika vardı.
 Zor bir müsabaka bizi bekliyordu ki bence Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi golcülerden  Hakan Şükür’ün attığı iki gol bizi gruplarda ikinci yaparak çeyrek finale çıkardı. Çeyrek Finalde Eusebio’nun çocukları karşımıza çıktı. Çocukları derken Figo’lu, Fernando Couto’lu, Nuno Gomez’li Portekiz’den bahsediyorum. Christiano Ronaldo ve Nani’li jenerasyon daha portakalda vitamin o zamanlar. Neyse onların Couto’su Figo’su Gomez’i varsa bizim Bületimiz, Okanımız, Hakanımız vardı dedik. Ama olmadı yemediler, Hakan Ünsal nam-ı diğer Küçük Hakan’ın savunduğu sol kanattan gelen Luis Figo’nun Nuno Gomez’e iki asist yapmasına engel olamadık ve sahadan 2-0 boynu bükük ayrıldık. Bu sonuçla turnuvaya 6. olarak veda ettik. 

Verpakovskis naptın oğlum!
Turnuvadan sonra Mustafa Denizli’nin yerine Şenol Güneş göreve geldi. Şenol Güneş  2002’de Kore ve Japonya’nın ortaklaşa düzenleyeceği Dünya Kupasında Milli Takımı 3. yaptı milyonlar sokağa döküldü çok güzel görüntüler ortaya çıktı. Uzun uzun anlatılacak bir başarı ama konumuz Avrupa Şampiyonası olduğu için sadece tarihi bilgi vererek yetiniyorum. Bu başarıdan sonra neden Avrupa Şampiyonu olmayalım derken Portekizde düzenlenecek olan Avrupa şampiyonası elemelerinde İngiltere’nin ardından gruplarda ikinci olarak baraj maçı oynamaya hak kazandık. Muhtemel rakiplerimiz arasında Slovenya, İspanya, Norveç, Hollanda, Letonya, Galler, Hırvatistan, Rusya,İskoçya vardı. Sonra bir abimiz çek bir Letonya dedi ve rakibimiz Letonya oldu. Letonya da kuranın en zayıf ekibi. Sizin de tahmin edebileceğiniz gibi Türk lokumu başlıkları medyada revaçtaydı. Millilerimiz ilk maç için buzlu Riga sahasına çıktığında tahminimce kimsenin aklında 1-0 yenileceğimiz gelmemiştir. Ama Māris Verpakovskis Letonyalıların hayalini gerçekleştirdi ve sahadan yenik ayrıldık. Yine dünyayı kurtaran başlıklar attık, buzlu zemine sığındık, İstanbul da sahayı dar ederiz ve Portekiz’e gideriz dedik.

Ve Portekiz bileti için son 90 dakika başladı. Yetenekleri kısıtlı Letonya kalesini savunmaya çalışıyordu ki İlhan Mansız ve Hakan Şükür’le çoktan 2 farklı üstünlüğü yakalamıştık. İşte ne olduysa bundan sonra oldu maç böyle bitti, bekle bizi Avrupa Şampiyonası derken bir anda skora denge geldi karşımızda yine Verpakovskis vardı. Malesef bu sonuçla Portekiz’e gidemedik. Dünya üçüncülüğünden sonra Avrupa Şampiyonasına gidemememiz ağır gelmiş olacak ki. Şenol Güneş'le yollar ayrıldı.

Teknik adam bilmecesi
Şenol Güneş’in yerine takımın başına genç dinamik  Ersun Yanal getirildi.  Hakan Şükür’le yaşadığı problemler ve bir kaç başarısız sonuçtan sonra oda tutunamadı. Türkiye Futbol Federasyonu bu kez erken Teknik Direktör değişikliğine gitti ve takımın başına Fatih Terim’i getirdi. Fatih Terim 2006 Dünya Kupası elemelerinin ortasında aldığı takımı play-off’a taşıdı ancak play-off’ta İsviçre’yi geçemedi. Zaten o maçlarda ve sonra yaşanan olaylara hepiniz şahitsiniz benim tekrar anlatmama gerek yok. Ama hedef hemen konulmuştu önce istikrar sağlanacaktı. Federasyon bu uğurda yola Fatih Hocayla devam etme kararı aldı. 2008 Avusturya İsviçre ortak yapımı kupaya katılmak için önce eleme gruplarından son Avrupa Şampiyonu Yunanistan’ı, taçtan gol atan Norveç’i ve gerilerden gelen Bosna Hersek’i durdurmamız gerekiyordu ki nitekim durdurduk yani en azından Yunanistan hariç diğerlerini durdurabildik. Buda bizi gruplara taşımaya yetti.

Gruplartaki rakiplerimiz Portekiz, İsviçre ve Çek Cumhuriyetiydi. İlk maçımızda Cristiano Ronaldo, Nani ve Pepe jenerasyonuna geçen Portekize 2-0 mağlup olduk. Her şey bitmedi dedik yolumuza devam ettik sonuçta Turnuvalarda dün yoktur bugün ve yarın vardır. Bir sonraki maçtaki rakibimiz yarı ev sahibi İsviçre idi. 1-0 geriye düştüğümüz müsabakada Semih ve Arda’nın golleriyle galibiyete uzandık ve umutlandık.

"Değişiklik hakkımız da dolduuu..."
Son rakibimiz ve gruptan çıkmak için kilit maç olan maça geldi sıra rakip Uzun adam Koller’in takımı Çek Cumhuriyetiydi. Maça istediğimiz gibi başlayamadık ya da çekler iyi başladı ikiside olabilir. Skor bir anda  Koller ve Plasil’in golleriyle 2-0 oldu dakikalar 64’ü gösteriyordu. Bu dakikadan sonra bir şey olmaz yani olsa da bu oyunla olmaz diyorduk ki. 75. Dakikada Arda Turan sahneye çıktı. Bu gole kıvılcım diyelim çünkü son 15 dakika inanılmaz bir oyun sergiledik saha kenarındaki Fatih Terim dahil. Son dakikalar inanılmaz bir heyecana sahne oldu. Nihat Kahveci 87. ve 89. dakikalarda attığı gollerle sahneye çıktı. Türkiye Milli Takımını ikinciliğe taşıyarak gruptan çıkardı. Son saniyeler o kadar heyecanlıydı ki bir yorumcu abimizin o heyecanı yaşarken gereksiz kırmızı kart gören Volkan Demirel için söyledikleri hala kulaklarımızda. 

Küllerimizden doğduk
Çeyrek Finaldeki rakibimiz Hırvatistandı. Rakip bizim ayarımızda olduğu için ortada bir maçtı. Maçta başladığı gibi 0-0 sonuçlandı. Uzatmalara gidildi iki ülkede de nefesler tutulmuştu. İlk uzatma devresinde de eşitlik bozulmadı. Hemen koşarak ikinci uzatma devresine geçildi. Tam maç böyle bitiyor derken 119. dakikada Klasnic Hırvatistan’ı 1-0 öne geçirdi. Türk insanının ağzını bıçak açmıyordu ki Rüştü’nün ileriye doğru şişirdiği top ceza sahası ön çizgisinde ilginç bir karambole döndü ve Semih bu karambole topu ağlara yollarak son verdi. Son saniye golüydü belkide. Hakem düdüğü çalacak nefesi almıştı ciğerlerine ama o düdük. Türkiye’ye eşitliği getiren golün düdüğü oldu. Seri penaltılara geçildi. Hırvatlar kaçırdı biz attık ve adımızı Yarı Finale yazdırdık. Yarı finalde rakibimiz turnuvanın iyi takımlarından Almanyaydı. Ama Milli Takım artık o akdar özgüvenli oynuyordu ki karşısına kim gelse artık zor rakip sıfatını alamayacak gibiydi.

“Bu da mı gol değil Hakim bey”
Final için iki takım da sahaya çıktı Türkiye 22. dakika da Uğur Boral’la öne geçti. Almanlar bu gole çok bekletmeden 29. dakikada Schweinsteigerr ile cevap verdi ve ilk yarı böyle sonuçlandı. İkinci yarıda iki takımda kontrollü oyunu sürdürüyordu ki Almanlar 79. dakikada  Klose ile ikinci golü buldular. Milli takım artık beraberlik için varını yoğunu ortaya koyuyordu. Ümitler tükeniyordu ki Semih sahneye çıktı 89. dakikada ve maça denge getiren golü kaydetti. Bir maç daha uzatmalara gidiyor derken son dakika da Lahm’ın ayağından gelen gole engel olamayan Milli Takım turnuvaya veda etti.

Son dakikalarda attığı gollerle yarı finale kadar gelen Türkiye bu kez son dakikada yediği bir golle sahadan boynu bükük ayrıldı. Finalde İspanya’nın yanına Almanyayı gönderirken bizde Rusya ile birlikte otomatikman 3. sayıldık. Artık Avrupa üçüncüsüydük. Türk Milli Takımının tek sorunu istikrardı belki de ve buda Fatih Terim’in sonunu hazırladı. Avrupa 3. Olan takım 2010 Dünya Kupası gruplarına kalamayınca takımın başına Terim’in  yerine Guus Hiddink getirildi. Böylece Türk Milli Takımını 2012 Avrupa Şampiyonlarına kimin hazırlayacağıda belli olmuş oldu.

Derken kuralar çekildi ve eleme gruplarında Almanya, Belçika, Azerbaycan, Avusturya, Kazakistan rakiplerimiz oldu. İlk belirlemelere göre grup birinciliği için Almanya ile çekişeceğimiz, ondan sonra bizi zorlayabilecek tek takımın Belçika olabileceği konuşuluyordu. Rakipler güçlüydü ama bizde boş değiliz dedi yeni Teknik Direktör Guus Hiddink. Basında da hayal satan bir grup her zamanki gibi gurup birinciliği mi? Neden olmasın diyordu. Öngörüler çokta başarısız değildi fakat Almanların grubu tozu dumana çevireceği medya tarafından hesaba katılmamıştı. Hemen istatistiği veriyorum. Almanlar 10 maçta 10 galibiyet aldı, 34 gol attı, 7 gol yedi. Grup birinciliğine neden olmasın diyen abilerimiz canlı yayınlarda “Ben daha fazla dayanamıyorum” deyip çekip gitti. Böyle turnuvalar öncesi haddimizi bilip biraz gerçekçi davransak inanın daha başarılı oluruz.

Peki grupta Türk Milli Takımı ne yaptı 10 maç sonunda 5 galibiyet 2 beraberlik ve 3 mağlubiyet aldık. Rakip fileleri 21 kez havalandırırken kendi ağlarımızda 15 gol gördük. Bunun  sonucunda grubu Almanların altında Belçikalıların üstünde 2. sırada bitirdik. 2012 Avrupa Şampiyonası için play-off oynama hakkı kazandık.

Yine Play-off stresi
Tabi play-off’a çıktık ama bize birde rakip lazımdı, nitekim kuralar çekildi ve 2008 Avrupa Şampiyonasında penaltılarda devirdiğimiz Hırvatistan tekrar rakibimiz oldu. Karşımıza Hırvatistan çıkar çıkmaz hesaplar yapılmaya başlandı üstadlar yazılar yazdı, yorumlar yaptı.

Sonra söz Teknik Direktörlere geldi. Hırvat Takımın antrenörü Slaven Bilic, rüyalarını anlatmaya başladı televizyonlarda, sonra intikamdan bahsetti. Bu turu mutlaka geçmeliyiz dedi. Bunların hepsini o yaptı kafamdan uydurmuyorum. Aslında Teknik Direktörlerin maçları yaşaması ve buna uygun olarak basın açıklaması yapması hoşuma gidiyor benim. Bilic, Hırvat vatandaşı ve 2008’deki o elenmeyi unutamamış, her hırvat gibi, doğal olarak bunu basın mensuplarıyla paylaştı. Futbol’u neden bu kadar insanın sevmesine bir örnek oluşturabilir bu olay.

Peki rakibin ismini ilk duyduğunda Guus Hiddink ne dedi, kaliteli olduklarından bahsetti ama bizde boş değiliz onlar kadar hatta daha fazla şansımız var dedi. Geçen günde onlara çok zor anlar yaşatacağız diye ekledi.  Bu cümleleri bir yerden hatırladınız mı. Durun biraz yardımcı olayım, 2012 Avrupa Şampiyonası Almanyalı, Belçikalı eleme gruplarındaki basın toplantısında olabilir mesela. Hiddink’in her basın toplantısı aşağı yukarı bu şekilde, bana heyecansız geliyor kimisine de çok profesyonel abi harika şeklinde bir duygu uyandırabilir. Bende uyandırmadı şuana kadar. Ama Avrupa da işler böyle de yürüyor olabilir. Gerçi kesinlikle Guus Hiddink’in kötü bir antrenör olduğunu düşünmüyorum.

Zoru severiz geyikleri
Birazda basından bahsedelim Hırvat basını antrenör Slaven Bilic’in yolundan giderek yazıları intikam ve turu geçme üzerine yoğunlaştırdı. Halkı gaza getirmeya çalışıyorlar ama bakalım neler olacak.
Türk basını ne yaptı peki, onlarda klasik olarak her zorlu randevudan önce naftalinli “Biz zoru severiz.” cümlesini sandıktan çıkarıp neredeyse Türk Milli Takımının konusunun geçtiği tüm canlı yayınlarda kullandı. Gazetelerde de bu böyle sürdü tabi, ama bazı abilerimiz duruma el koyarak mantıklı yazılarla bizlere nefes aldırdı.

Şu zoru severiz kısmına gelince o konu hakkında söylemek istediğim bir kaç şey var, resmen bu sorunsal hakkında laflar hazırladım. Sevgili basın mensupları, sığındığınız o cümle tamamen mantık hatası. Mantıksızlığın nedenini zamana oynamadan açıklıyorum, Türk Milli Takımı zoru sevseydi eğer 10 da 10 yapan Almanya’yı saf dışı bırakıp turnuvaya ilk sıradan direkt giderdi. Siz zoru severiz diyerek Hırvatistan Milli Takımının, Almanya Milli Takımından daha güçlü olduğunu savunuyorsunuz binevi. Bu biz zoru severiz cümlesini neresinden tutsanız elinizde kalacak. O yüzden daha fazla kullanmayın ki. Gelin anlaşalım, konuyu uzatmayalım.

Kadrolar kuruldu
Ve artık sahaya çıkıp mücadele etmenin zamanı geldi. İki takım da aday kadrolarını belirledi ve son antrenmanlarına çıktı.
Türkiye A Milli Takım Aday Kadrosu
Kaleci Volkan Demirel(Fenerbahçe), Tolga Zengin(Trabzonspor), Sinan Bolat (Standard Liege)

Defans Gökhan Gönül(Fenerbahçe), Sabri Sarıoğlu(Galatasaray), Servet Çetin(Galatasaray), Ömer Toprak(Bayer 04 Leverkusen), Egemen Korkmaz(Beşiktaş), Giray Kaçar(Trabzonspor), Hakan Balta(Galatasaray), İsmail Köybaşı(Beşiktaş)
Orta Saha Hamit Altıntop(Real Madrid), Gökhan Töre(Hamburg), Selçuk Şahin(Fenerbahçe), Mehmet Topal(Valencia), Emre Belözoğlu(Fenerbahçe), Selçuk İnan(Galatasaray), Caner Erkin(Fenerbahçe), Arda Turan(Atletico Madrid), Ozan İpek(Bursaspor)

Forvet Burak Yılmaz(Trabzonspor), Kazım Kazım(Galatasaray), Umut Bulut(Toulouse), Halil Altıntop(Trabzonspor)

Guss Hiddink 24 kişilik kadrosunu açıkladığında isimler bu şekildeydi. Türkiye’nin ve Avrupa’nın çeşitli takımlarında oynayan bir sürü oyuncu zorlu maç için İstanbul da bir araya geldi. Şimdi Hiddink bu neden almadı şu kadroda neden yok konusuna girersek çıkamayız ama alınabilecek oyuncular arasında. Mehmet Topuz ve Olcan Adın olabilirdi ama bu seçilen oyuncularda bizi hedefe taşıyacak niteliklere sahip. Zaten aday kadrodan çok sahaya çıkacak 11 daha önemli. Bence sahaya bize avantajlı skoru sağlayacak oyuncularla çıkmamız gerekiyor savunmadan çok biraz daha çok hucümu düşünmeliyiz. Eğer Burak Yılmaz oynayacaksa Selçuk İnan mutlaka olmalı orta saha da. Bu arada aday kadroya seçilen oyunculardan sadece Kazım Kazım’dan sakatlığı sebebiyle yararlanamayacağız.
                                                          Ben olsam bu kadroyla çıkardım. 

Hırvatistan A Milli Takım Aday Kadrosu
Kaleci
Stipe Pletikosa (FC Rostov), Danijel Subasic (Hajduk Split), Ivan Kelava (Dinamo Zagreb)
Defans
Darijo Srna (Shakhtar Donetsk), Vedran Corluka (Tottenham Hotspur), Josip Simunic (Dinamo Zagreb), Sime Vrsaljko (Dinamo Zagreb), Dejan Lovren (O. Lyon), Jurica Buljat (Maccabi Haifa), Gordon Schildenfeld (Eintracht Frankfurt), Domagoj Vida (Dinamo Zagreb), Manul Pamic (Sparta Prag)

Orta Saha
Jerko Leko (Dinamo Zagreb), Ivan Rakitic (Sevilla), Luka Modric (Tottenham Hotspur), Ognjen Vukocevic (Dinamo Kiev), Ivan Perisic (Borussia Dortmund), Ivo Ilicevic (Hamburger SV), Tomislav Dujmovic (Dinamo Moskova), Danijel Pranjic (Bayern Münih), Mato Jajalo (Köln)
Forvet
Mario Mandzukic (Wolfsburg), Eduardo Da Silva (Shakhtar Donetsk), Ivica Olic (Bayern Münih), Nikica Jelavic (G. Rangers), Nikola Kalinic (Dnipro)

Slevan Bilic’te İstanbul’a 26 oyuncusuyla geldi. Onunda  oyuncularının çoğu Avrupa’nın çeşitli kulüplerinde forma giyiyor. Ama Bilic’in sakatlıklarla başı biraz belada, sakatlıkları bulunan  Mladen Petric ve  Niko Krancjar aday kadroya çağrılmadı. Zaten uzun sürede yararlanamıyordu bu etkili ikiliden. Fakat ilerleyen günlerde Vedran Corluka, Ivan Strinic ve Dejan Lovren’in de sakatlık haberleri gelince Bilic için düşünceli saatler başladı. Birde sakatlanan oyuncuların çoğunluğu defans hattından olunca işler bir kat daha zor olacağa benziyor Türkiye karşısındaki Bilic için.

  Hırvatistan'ın muhtemel 11'i
Heyecanlı ve zevkli maçlar
Sonuç olarak iki takımda Avrupa’nın vasatı aşan takımları, denk güçlerin mücadelesi olacak. Zevkli heyecanlı 180 dakika bizleri bekliyor bu dakikalar duruma göre artış gösterebilir tabi uzatmalar falan olabilir. İlk maç İstanbul da Türk Telekom Arena da, İkinci maçta Zagrep’te Maksimir Stadında oynanacak.
Son dönemde bu maç Anadolu’nun başka bir yerinde oynansın dendi ama Federasyon bedava bilet alamayacak olan sponsorlarına kıyamayıp maçı İstanbul’da oynatma kararı aldı. Neyse takılmayalım bu konuya maça dönelim. Bence turu play-off’un iki ayaklı müsabakalar olacağını göz önünde bulunduran takım geçecek. Burada çok emin şekilde şu takım yener demek isterdim ama öyle güçlerim yok malesef. İyi seyirler herkese.


Yorumlar