Hobi Olarak Gazetecilik

İnsanın monotonluklarla dolu yaşamında  mesleki hayatı en önemli dilimi kapsıyor. Peki insanın ömrünün yarısını hatta daha fazlasını verdiği bu meret bunu ne kadar hak ediyor. Kaçımız istediği mesleğin yakınında ya da ne kadar uzağında bir yerlerde kendine yer buluyor.

Son dönemde bu sorular ya da sorunlar kafamı çok meşgul ediyor. Çünkü çemberin ortasındayım. Çemberin ortasını tanımlamak gerekirse, üniversiteden mezun olmuş  ve iş arayan insan. Çemberin ortasının en koyu bölgesini açıklamak gerekirse de, okulu bitirdikten hemen sonra askere giden ve daha sonra iş arayan aday oluyor. Yani ben. Okulundan mezun olmuş, askerliğini tamamlamış bir işsizim şuan. Anlayacağınız durumum şahane. Hepiniz bu yollardan geçmişsinizdir ya da geçeceksiniz. Bu geçiş dönemini daha ağır ya da daha hasarsız atlatanlarınız mutlaka vardır. Mesela bir anda çok güzel iş bulan arkadaşlarım var. (Hepsine iş yaşamında başarılar diliyorum.) Sanırım sorunun nedeni mezun olduğum İletişim Fakültesi ve iş aradığım medya sektöründe. Senin hiç mi suçun yok diye soruyorsanız da suçun ana hatlarını zaten ben temsil ediyorum. O konuda bir sıkıntımız yok. "Her şey çok güzel olacak" kafalarını geçeli çok oldu.

İsterseniz genel işssizlik sorunundan özele yani medya sektörüne inelim. Her yıl İletişim Fakültelerinden binlerce insan mezun oluyor. Hepimizin sorunları aynı. İstediğimiz işi bulamamak, bulsak bile çalıştığımız koşullar ve maaş skalasını içimize sindirememek. Bu sorunlara  gün geçtikçe yenileri ekleniyor ve insanlar bu duruma alışıyor. Bu sorunların gün geçtikçe büyümesinin sebebi sen çalışmazsan, çalışacak bir sürü mezun var durumu. Haliyle bu durum medya patronlarının elini güçlendiriyor. Zaten gazetelerde, televizyonlarda ya da internet sitelerinde neden bu kadar aynı haber var sanıyorsunuz. Haber kaynakları konusunda 2-3 ajansa bağlı kalınıyor ve gelen haberler kopyala yapıştır usulü halka aktarılıyor. Bu durumda özel haber yapmak kimsenin aklına gelmiyor. Bu sebeple sektörde, yapılan iş aynı yapanın hiçbir önemi yok kafası alıyor yürüyor.
50 tl’ye diksiyon ve spikerlik sertifikası
Sektörün sorunlarından bir diğeri ise sistemdeki aday fazlalığı. Bunun sebebi İletişim Fakülteleri dışında medyaya çalışan pompalayan bazı kuruluşlar. Bunlara en iyi örnek son yıllarda moda olan sertifika programları.  Mesela evinizde bilgisayarınızın başında otururken uygun fiyata internet gazeteciliği sertifikası alabiliyorsunuz. Bunlara da e-sertifika deniyor. Ya da ne bileyim ünlü bir spikerin konferansına 50 tl vererek  katılıp 4 saat bir salonda oturduktan sonra ağzınızdan bir kelime dahi çıkarmadan elinize diksiyon ve spikerlik sertifikaları tutuşturulabiliyor. Artık o saatlerde beyinlere nasıl bir yükleme yapılıyorsa. Bunları denetleyen bir firma yok mu oda ayrı konu. Madem bu işler bu kadar kolay İletişim Fakültelerinde öğrenciler dört yıllarını neden heba ediyorlar. 1 senede konferanstan, sertifika programlarına koşup onun üstüne biraz photoshop, illustrator ve edius öğrendi mi tamamdır. Gazetecisin, editörsün, spikersin medya aleminin kralısın. Bunun haricinde güzellik yarışmaları ve yarışma programlarının sektöre kattıkları arkadaşlardan bahsetmiyorum bile.
Ülke olarak birbirimizi kandırmayı çok seviyoruz bu afişte sadece onlardan birisi.
Çalışacak çok, çalışacak yer yok
Medya dünyasının bu kadar arzulanmasının sebebi dışarıdan çok parıltılı gözükmesi. Bu cazibe sektörde çalışmak isteyen insanların sayısını tavana çıkarırken koşulları bir o kadar aşağı çekiyor. Fakat çalışmaya hazır insan sayısı bu kadar hızlı artarken, çalışabilecek alanlar ne kadar genişliyor derseniz orada sıkıntılar mevcut. Çünkü genişlemiyor. Sorunlarında ana kaynağı bu sanırım. Çünkü Türkiye’nin farklı okullarında İletişim Fakültesi okumuş insanların tek bir hedefi var, kapağı İstanbul'a atmak. Koca ülkede medya sektörüne adım atmak için tek şehir olunca trafik kilitleniyor tabi. İzmir’de doğdum, büyüdüm, okudum. Fakat İzmir’de çalışamıyorum. Çalışmak için İstanbul’a gitmek zorunda kalıyorum. Nedeni de İzmir’de medya sektörünün yerlerde sürünmesi. Yerel medyaların yerelliklerinden bir türlü kurtulamaması. Oysa İzmir’i yoldan geçen 10 kişiye sorsanız yere göğe sığdıramazlar. Ancak iş dünyasına geldiğimizde sıkıntılar üstümüze üstümüze gelmeye başlıyor.(gevrek, kumru ve boyoz konusunda gerçekten iyiler oraya bir şey diyemem)

Forvette Balili ve Youla
Evet son dönemde aldığım bir kararla maalesef ben de çoğu İletişim Fakültesi öğrencisi gibi bu mesleği yapmak istememden ötürü İstanbul’un yolunu tutuyorum. İşim yok, görüşeceğim kimsecikler yok. Ceketimi alıp geleceğim. Aslında medya sektöründe iş arama döneminin en sıkıntılı virajı nasıl iş arayacağını bilememek ya da ben bilmiyorum. 4-5 iş arama sitesine üye olup önünüze gelen ilana başvuruyorsanız bence siz de yanlış yoldasınız. Bu iş bulma olayının başka bir seçeneği daha olmalı. Yani hayattaki en büyük saçmalığım burada da devreye giriyor, nasıl yapılacağını bilmiyorum ama nasıl yapılmayacağını biliyorum. Bunu tersine çevirirsem her şey yoluna girecek. İddialı ya da süslü cümleleri oldum olası sevmem o yüzden özel olarak Haydarpaşa garına gidip “Seni yeneceğim İstanbul!” diye bağırmayacağım. Haydarpaşa garı da açık değil zaten. İstanbul'u yenemeyeceğimi biliyorum ama forvette Balili ve Youla ikilisini oynatırsam en azından sıkıntı yaratırım diye düşünüyorum.

"Başgan" git fışkiyeci ol
Bu yazı da nereden esti derseniz. Fitili ateşleyen Melih Gökçek oldu. Zaten kafam gelip gidiyor bu aralar, bu abi de katıldığı bir programda emekli olduktan sonra “gazeteci” olmak istiyorum diyince tepem attı. Ol bir sen eksiktin. Gazetecilik zaten emekli mesleği. Gazetelerdeki bütün köşeler tutulmuş. Muhabirler çalışsın, köşe yazarları para kazansın. Adaletinizi…. Git tahta oymacılığı yap ne bileyim lüle taşı yont satranç seti hazırla kendine  ama gazetecilik bir emekli mesleği değil "başgan", sana göre hiç değil.

Yorumlar