Günümüzde “tesisleşme” çoğu spor dalında büyük önem taşıyor ve kulüpleri kısa sürede ileriye taşıyan en önemli hamle olarak görülüyor. Ülkemizde çoğunluğun ilgi alanı olan futbol da bu spor dallarının başını çekiyor. Peki futbolda tesisleşme ne durumda, en son hangi stadyumlar hizmete girdi, hangileri emekli oldu, stadyumlarımızın zemin sorunsalı ne olacak? gibi daha nice sorunun cevabını yazarak bulmaya çalıştık.
Yazılı ve görsel medyada aşağı yukarı her gün yüzümüze çarpılan UEFA uyum kriterleri, Olimpiyat Oyunları, Dünya ve Avrupa Şampiyonası gibi büyük organizasyonlar, kulüplerin ekonomik açıdan daha fazla gelir elde etmek istemesi ve statların eskiyerek kullanılamayacak hale gelmesi takımları farklı tarzda yeni stat çözümlerine itiyor. Bu furya geçtiğimiz yıllarda Fenerbahçe, Karabükspor, Şanlıurfaspor ve Galatasaray ile başladı. Beşiktaş, Konyaspor, Bursaspor, Antalyaspor, Trabzonspor, Eskişehirspor ve Sivasspor ile devam ediyor. Bu süreç Sakaryaspor, Samsunspor, Kocaelispor, Diyarbakırspor, Gaziantepspor ve Malatyaspor ile devam edecek gibi de gözüküyor.
Türkiye'de tüm bu nedenlerle yapılmış irili ufaklı yaklaşık 150 tane stadyum var. Bu statların arasından İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı 76.092 kapasite ile Türkiye’nin en büyük stadyumu unvanını elinde bulundururken, Adıyaman’daki Gerger İlçe Stadyumu da 1250 kişi ile en düşük kapasiteye sahip olan stadyum olarak dikkat çekiyor. Tabi iş hadi stat yapalım demekle de bitmiyor. Eskiden her taraf “dutluk” olduğu için bu işler daha kolaydı. Artık öyle değil çünkü günümüzde kulüpler en başta stadyum yapacak araziyi bulmakta zorlanıyor. Hadi buldular diyelim bu sefer de imar izni gibi bir ton bürokratik işlem karşılarına çıkıyor. Yer sıkıntısı ve bu bürokratik işlemlerden kolayca sıyrılmak isteyen kulüpler ise çareyi yeni stadyumları şehir dışına yapmakta buluyor.
Böylece stadyumlar boyunlarını bükerek şehir dışına göç etmek zorunda bırakılıyor. Bu göç 2002 yılında İstanbul'un Başakşehir ilçesi Altınşehir bölgesinde yapımı tamamlanan ve kullanıma açılan Atatürk Olimpiyat stadıyla başladı ardından 2005 yılında yapılan Ankara şehir merkezine olan 44 kilometre uzaklığı ile dikkat çeken Yenikent Asaş Stadı karşımıza dikildi. Bu konuda bir başka örnek ise Antalyaspor’un 2011-2012 sezonunda maçlarını oynadığı Antalya Mardan Stadı. Bu stat Antalyaspor’a o kadar sorun yaratmış olacak ki şehre Antalya Arena diye bir başka stat daha yapıldı.
Sanırım bu örnek statlardan yola çıkarak stadyumların öncelikle ne ve kimin için yapıldığını açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Bu konuda da hemen soru cevap tekniğiyle konuyu açıklığa kavuşturayım.
Statlar ne için inşa ediliyor? Statlar bir futbol müsabakası ya da bir spor organizasyonunu “halka” sunmak için yapılır. Yani mantıken statlar seyirciler için yapılıyor, sonuçta bir iş icraa ediyorsanız en büyük arzunuz onu insanlarla paylaşmak olmalıdır. Bu müsabakalar da haliyle seyirciyle bütünleştiğinde daha keyifli hale geliyor. Peki o zaman statlar neden şehirlerden koparılıp havalanı muamelesi görüyor. Zaten ekonomik konularda büyük zorluklar çeken halk neden maça gitmek için şehir turu yapmak zorunda bırakılıyor. En azından ilerki yıllarda yapılacak statlarını bu konuları göz ödünde bulundurarak yaparsak. İleride neden statlara seyirci gelmiyor sorusunu birbirimize daha az sormuş oluruz.
Tamam stadımızı bir şekilde borç harç sponsor destekli ya da desteksiz tamamladık, seyirci sorununu da bir şekilde çözdük diyelim. Artık elimizde nur topu gibi bir sorunumuz daha var. Stat zemini! Türk futboluna aşina gözler olarak futbolun dünyada “gölgede ve güneşte” oynanırken, Türkiye’de “yağmurda çamurda, karda ve buzda” oynandığını hissediyoruz. Bu hissiyatımızın da oldukça sağlam bir geçmişi var. Buralara büyük kulüplerimizin patates tarlasını andıran sahalarından, İç Anadolu’nun sararmış çimlerinden ve Doğu’ya yakın bölgelerimizin buzla kaplı zeminlerden geldik. Konu hakkındaki anı zincirimiz hiç yabana atılır cinsten değil. Aslında bu konu hakkında gerekli bazı adımlar da atılıyor. Hepimizin lugatında yerden ısıtmalı zeminler, yapay güneş ışığı sistemleri, üstü kapalı stadyum kelimeleri yer alıyor. Fakat tüm bunlara rağmen kış şartlarının çetin geçtiği şehirlerimizde sahada futbol yerine buzda artistik patinajlara ve en çok da sahada tahtalarla kar temizleyen abilere tanıklık ediyoruz.
İşin kötü tarafı bu durum alt liglere indikçe daha kötü bir boyuta geçiyor. Ancak çoğunluğun gözü görmeyince o kısma katlanmak daha kolay oluyor. Geçtiğimiz senelerde de zorlu saha zeminlerine pek çok kez şahit olduk, bu sene de durumdan pek ders almamışız ki statlarımızın istiktarlı zemin sorunu aynen devam ediyor. Bu zemin işi kulüplerin insiyatifine bırakıldıkça ve Türkiye Futbol Federasyonu kendi bünyesinde bir ekip kurup bu sorunun üstüne gitmediği sürece aynı sorunları izlemeye devam edeceğiz gibi gözüküyor.
Yazılı ve görsel medyada aşağı yukarı her gün yüzümüze çarpılan UEFA uyum kriterleri, Olimpiyat Oyunları, Dünya ve Avrupa Şampiyonası gibi büyük organizasyonlar, kulüplerin ekonomik açıdan daha fazla gelir elde etmek istemesi ve statların eskiyerek kullanılamayacak hale gelmesi takımları farklı tarzda yeni stat çözümlerine itiyor. Bu furya geçtiğimiz yıllarda Fenerbahçe, Karabükspor, Şanlıurfaspor ve Galatasaray ile başladı. Beşiktaş, Konyaspor, Bursaspor, Antalyaspor, Trabzonspor, Eskişehirspor ve Sivasspor ile devam ediyor. Bu süreç Sakaryaspor, Samsunspor, Kocaelispor, Diyarbakırspor, Gaziantepspor ve Malatyaspor ile devam edecek gibi de gözüküyor.
Türkiye'de tüm bu nedenlerle yapılmış irili ufaklı yaklaşık 150 tane stadyum var. Bu statların arasından İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı 76.092 kapasite ile Türkiye’nin en büyük stadyumu unvanını elinde bulundururken, Adıyaman’daki Gerger İlçe Stadyumu da 1250 kişi ile en düşük kapasiteye sahip olan stadyum olarak dikkat çekiyor. Tabi iş hadi stat yapalım demekle de bitmiyor. Eskiden her taraf “dutluk” olduğu için bu işler daha kolaydı. Artık öyle değil çünkü günümüzde kulüpler en başta stadyum yapacak araziyi bulmakta zorlanıyor. Hadi buldular diyelim bu sefer de imar izni gibi bir ton bürokratik işlem karşılarına çıkıyor. Yer sıkıntısı ve bu bürokratik işlemlerden kolayca sıyrılmak isteyen kulüpler ise çareyi yeni stadyumları şehir dışına yapmakta buluyor.
Böylece stadyumlar boyunlarını bükerek şehir dışına göç etmek zorunda bırakılıyor. Bu göç 2002 yılında İstanbul'un Başakşehir ilçesi Altınşehir bölgesinde yapımı tamamlanan ve kullanıma açılan Atatürk Olimpiyat stadıyla başladı ardından 2005 yılında yapılan Ankara şehir merkezine olan 44 kilometre uzaklığı ile dikkat çeken Yenikent Asaş Stadı karşımıza dikildi. Bu konuda bir başka örnek ise Antalyaspor’un 2011-2012 sezonunda maçlarını oynadığı Antalya Mardan Stadı. Bu stat Antalyaspor’a o kadar sorun yaratmış olacak ki şehre Antalya Arena diye bir başka stat daha yapıldı.
Sanırım bu örnek statlardan yola çıkarak stadyumların öncelikle ne ve kimin için yapıldığını açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Bu konuda da hemen soru cevap tekniğiyle konuyu açıklığa kavuşturayım.
Statlar ne için inşa ediliyor? Statlar bir futbol müsabakası ya da bir spor organizasyonunu “halka” sunmak için yapılır. Yani mantıken statlar seyirciler için yapılıyor, sonuçta bir iş icraa ediyorsanız en büyük arzunuz onu insanlarla paylaşmak olmalıdır. Bu müsabakalar da haliyle seyirciyle bütünleştiğinde daha keyifli hale geliyor. Peki o zaman statlar neden şehirlerden koparılıp havalanı muamelesi görüyor. Zaten ekonomik konularda büyük zorluklar çeken halk neden maça gitmek için şehir turu yapmak zorunda bırakılıyor. En azından ilerki yıllarda yapılacak statlarını bu konuları göz ödünde bulundurarak yaparsak. İleride neden statlara seyirci gelmiyor sorusunu birbirimize daha az sormuş oluruz.
Tamam stadımızı bir şekilde borç harç sponsor destekli ya da desteksiz tamamladık, seyirci sorununu da bir şekilde çözdük diyelim. Artık elimizde nur topu gibi bir sorunumuz daha var. Stat zemini! Türk futboluna aşina gözler olarak futbolun dünyada “gölgede ve güneşte” oynanırken, Türkiye’de “yağmurda çamurda, karda ve buzda” oynandığını hissediyoruz. Bu hissiyatımızın da oldukça sağlam bir geçmişi var. Buralara büyük kulüplerimizin patates tarlasını andıran sahalarından, İç Anadolu’nun sararmış çimlerinden ve Doğu’ya yakın bölgelerimizin buzla kaplı zeminlerden geldik. Konu hakkındaki anı zincirimiz hiç yabana atılır cinsten değil. Aslında bu konu hakkında gerekli bazı adımlar da atılıyor. Hepimizin lugatında yerden ısıtmalı zeminler, yapay güneş ışığı sistemleri, üstü kapalı stadyum kelimeleri yer alıyor. Fakat tüm bunlara rağmen kış şartlarının çetin geçtiği şehirlerimizde sahada futbol yerine buzda artistik patinajlara ve en çok da sahada tahtalarla kar temizleyen abilere tanıklık ediyoruz.
İşin kötü tarafı bu durum alt liglere indikçe daha kötü bir boyuta geçiyor. Ancak çoğunluğun gözü görmeyince o kısma katlanmak daha kolay oluyor. Geçtiğimiz senelerde de zorlu saha zeminlerine pek çok kez şahit olduk, bu sene de durumdan pek ders almamışız ki statlarımızın istiktarlı zemin sorunu aynen devam ediyor. Bu zemin işi kulüplerin insiyatifine bırakıldıkça ve Türkiye Futbol Federasyonu kendi bünyesinde bir ekip kurup bu sorunun üstüne gitmediği sürece aynı sorunları izlemeye devam edeceğiz gibi gözüküyor.



Bursaspor un eski Atatürk stadını yapan ekip uzaklaştırıldı.Yeni Timsah Arenanin durumu ortada.Mersin stadyumuna geçti bu ekip zemin ortada.dunyayi Bir daha keşfetmeye gerek yok.
YanıtlaSil