Son dönemde UEFA’nın ekonomik yaptırımlarından dolayı kulüplerimiz ister istemez ayaklarını yorganlarına göre uzatmaya başladı. Bazı kulüplerimiz bu dar boğazdan hem başarı hem oyuncu kazanarak çıktı, bazıları ise her şeyi eline yüzüne bulaştırdı. Gelin bu süreçte izlenen yolları mercek altına alalım.
20. yüzyılın getirdikleri her sektörde olduğu gibi futbolda da ekonomik anlamda işleyişi farklılaştırdı. Yüz yıllık çınarlar ekonomik krizlerini dindirmek için çeşitli yollara başvurdu. Kimi kurduğu scout ekiplerinin önerilerini değerlendi, kimisi de transfer etmeyi düşündüğü futbolcuyu satın alma opsiyonu ile kiralama yolunu seçti, bazıları da bizim altyapıdaki çocuklara şans vermenin zamanı geldi, şıkkını tercih etti.
Hem ucuz hem de yetenekli olsun!
UEFA’nın kulüplere yaptığı ekonomik yaptırımlar ciddi boyutlara ulaşınca. Kulüplerimiz de ekonomik kaygılarını düşünerek birer ikişer onlara ileride büyük paralar kazandıracak oyuncular bulmaları için Scout ekipleri kurdu. Bu adımların atılmasında en büyük etken Porto ve Atletico Madrid’in futbolcu satış rakamlarından elde ettikleri rakamları alt alta koyunca ortaya çıkan tablolar olabilir. J O rakamları gören yöneticiler biz neden 1’e alıp 20’ye satmayalım ki diye içinden geçirirken, ortaya bir anda scout ekipleri çıkıverdi. Ancak kulüpler bu işin yıllar alan bir tecrübe ve network olduğunu unutuyorlardı. İlk etapta Scout sistemi meyvelerini verse de Türk yöneticiler bu sistemde istediğini bulamadı ve kulüpte yangında ilk gözden çıkarılacak departman olarak hafızalara kazındı. İşe yaramamasının sebebi oyuncu keşfedip almak değildi belki de o oyuncuyu iyi pazarlayamamaktaydı. Ya da burada oyuncuyu alırken ödediğin bonservisle, satarken maksimum alabileceğin bonservisin hesabını iyi yapamamaktı.
Futbolda satın alma, kirala devri!
100 spor basını çalışanına ve taraftara sorduk “Sezonda sizi en heyecanlandıran dönem hangisi?”
En çok aldığımız yanıt “Transfer Dönemi” oldu. Şaka şaka böyle bir araştırma yapmadık ancak çıkacak cevabın bundan farklı olduğunu da düşünmüyoruz. Açıkçası haklılar, gerçekten heyecan verici bir dönem, işte o heyecan verici dönemler gazete tirajlarını arttırırken, kulüplerin kasasını boşaltıyor.
Hal böyle olunca transfer dönemlerinde yapılan onlarca şişirilmiş sözleşme yıllarca kulüplerin yakasını bırakmıyor. Toz bulutu dağılınca ortada sezon boyunca beş kez sahaya çıkmış adam için ödenen bonservis ve yıllık ücretler kalıyor. İşte kulüpler buna dur demek için satın almayalım, satın alma opsiyonu ile kiralayalım, yolunu tercih ettiler. İşte bu kritik hamle kulüplerin çoğu tarafından benimsenip uygulandı ve bu bıçak sırtı dönemde bir nevi kulüplerin kurtarıcısı oldu. Bu plan da bazı yerlerde ters tepmedi mi evet, bazen yıl içerisinde sana büyük katkılar sağlayan oyuncuyu almak için ikna edemediği de oldu kulüplerin ama en azından burada maddi bir zarar söz konusu olmadı.
Acil Önlem Paketi: Altyapı
Kulüplerimizde ekonomi ne zaman bozulsa, takım lige ne zaman erken havlu atsa, ön plana çıkan tek şey altyapının önemi. Kulüpler bu durumu hem taraftarın gönlünü almak için hem de maç başı paralardan kurtulmak için hayata geçiriyor. Mantıksız bir hamle değil ancak kulüplerimize altyapının bu durumlarda ortaya çıkmaması gereken bir ”yapı” olduğunu hatırlatmak gerek. Zira yakın dönemde patlama yapan ve herkesin dilinde olan Altınordu altyapısı, üç büyüklerin hegemonyasına son verip Anadolu’dan bir şampiyon çıkaran Bursaspor altyapısı ülkemizde hafife alınacak kurumlar değil. Biraz geriye gidersek Beşiktaş’ın ve Trabzonspor’un şampiyonluklarında alın teri bulunan birçok altyapı oyuncusunun ismiyle karşılaşacağız. İşe dünya futbolu gözüyle bakacak olursak da Barselona’nın La Masia adını verdiği altyapıdan çıkardığı oyuncularla başardıkları hepimizi derin bir sessizliğe boğar.
Başarının Anahtarı…
Yukarıdaki satırları okuduysanız, eee o kadar yazmışsın çözüm önerin nedir? diye içten içe soruyorsunuzdur. Başarının anahtarı yüzümüzü dünya futboluna çevirerek yerelleşmek! Yani kendi oyuncuna yatırım yapmak. Cengiz Ünder ve Çağlar Söyüncü örneğinden yola çıkarsak bunu son dönemde yapan en iyi takım Altınordu. Türkiye’de bu sistemi en iyi uygulayabilecek fakat tam anlamıyla uygulamayan takımlardan birisi de Trabzonspor. Nedeni ise televizyonda ya da stadyumda ne zaman bir maç izlesem 61 numaralı forma ile top koşturan mutlaka bir oyuncuya rastlıyor olmamız. Bu istatistikten yola çıkarak Süper Lig’de 3, 1. Lig’de 12 oyuncu 61 numaralı formayı giyiyor, bu sayılar alt liglere indikçe de katlanarak artıyor. Bir dönem 1461 Trabzonspor’dan çok iyi beslenen ve bu sayede Yusuf Erdoğan gibi oyuncuları Trabzonspor’a kazandıran sistem son dönemde sekteye uğramış gibi gözüküyor. Sistemin belki yeni kıvılcımı Galatasaray maçında attığı akıl dolu golle hafızalarda yer eden Yusuf Yazıcı’dır. Trabzon’un içinden gelen gençler o golden sonra belki takımda daha fazla yer bulacaktır. O atılan gol belki Türk futbolu için de bir dönüm noktasıdır.
20. yüzyılın getirdikleri her sektörde olduğu gibi futbolda da ekonomik anlamda işleyişi farklılaştırdı. Yüz yıllık çınarlar ekonomik krizlerini dindirmek için çeşitli yollara başvurdu. Kimi kurduğu scout ekiplerinin önerilerini değerlendi, kimisi de transfer etmeyi düşündüğü futbolcuyu satın alma opsiyonu ile kiralama yolunu seçti, bazıları da bizim altyapıdaki çocuklara şans vermenin zamanı geldi, şıkkını tercih etti.
Hem ucuz hem de yetenekli olsun!
UEFA’nın kulüplere yaptığı ekonomik yaptırımlar ciddi boyutlara ulaşınca. Kulüplerimiz de ekonomik kaygılarını düşünerek birer ikişer onlara ileride büyük paralar kazandıracak oyuncular bulmaları için Scout ekipleri kurdu. Bu adımların atılmasında en büyük etken Porto ve Atletico Madrid’in futbolcu satış rakamlarından elde ettikleri rakamları alt alta koyunca ortaya çıkan tablolar olabilir. J O rakamları gören yöneticiler biz neden 1’e alıp 20’ye satmayalım ki diye içinden geçirirken, ortaya bir anda scout ekipleri çıkıverdi. Ancak kulüpler bu işin yıllar alan bir tecrübe ve network olduğunu unutuyorlardı. İlk etapta Scout sistemi meyvelerini verse de Türk yöneticiler bu sistemde istediğini bulamadı ve kulüpte yangında ilk gözden çıkarılacak departman olarak hafızalara kazındı. İşe yaramamasının sebebi oyuncu keşfedip almak değildi belki de o oyuncuyu iyi pazarlayamamaktaydı. Ya da burada oyuncuyu alırken ödediğin bonservisle, satarken maksimum alabileceğin bonservisin hesabını iyi yapamamaktı.
Futbolda satın alma, kirala devri!
100 spor basını çalışanına ve taraftara sorduk “Sezonda sizi en heyecanlandıran dönem hangisi?”
En çok aldığımız yanıt “Transfer Dönemi” oldu. Şaka şaka böyle bir araştırma yapmadık ancak çıkacak cevabın bundan farklı olduğunu da düşünmüyoruz. Açıkçası haklılar, gerçekten heyecan verici bir dönem, işte o heyecan verici dönemler gazete tirajlarını arttırırken, kulüplerin kasasını boşaltıyor.
Hal böyle olunca transfer dönemlerinde yapılan onlarca şişirilmiş sözleşme yıllarca kulüplerin yakasını bırakmıyor. Toz bulutu dağılınca ortada sezon boyunca beş kez sahaya çıkmış adam için ödenen bonservis ve yıllık ücretler kalıyor. İşte kulüpler buna dur demek için satın almayalım, satın alma opsiyonu ile kiralayalım, yolunu tercih ettiler. İşte bu kritik hamle kulüplerin çoğu tarafından benimsenip uygulandı ve bu bıçak sırtı dönemde bir nevi kulüplerin kurtarıcısı oldu. Bu plan da bazı yerlerde ters tepmedi mi evet, bazen yıl içerisinde sana büyük katkılar sağlayan oyuncuyu almak için ikna edemediği de oldu kulüplerin ama en azından burada maddi bir zarar söz konusu olmadı.
Acil Önlem Paketi: Altyapı
Kulüplerimizde ekonomi ne zaman bozulsa, takım lige ne zaman erken havlu atsa, ön plana çıkan tek şey altyapının önemi. Kulüpler bu durumu hem taraftarın gönlünü almak için hem de maç başı paralardan kurtulmak için hayata geçiriyor. Mantıksız bir hamle değil ancak kulüplerimize altyapının bu durumlarda ortaya çıkmaması gereken bir ”yapı” olduğunu hatırlatmak gerek. Zira yakın dönemde patlama yapan ve herkesin dilinde olan Altınordu altyapısı, üç büyüklerin hegemonyasına son verip Anadolu’dan bir şampiyon çıkaran Bursaspor altyapısı ülkemizde hafife alınacak kurumlar değil. Biraz geriye gidersek Beşiktaş’ın ve Trabzonspor’un şampiyonluklarında alın teri bulunan birçok altyapı oyuncusunun ismiyle karşılaşacağız. İşe dünya futbolu gözüyle bakacak olursak da Barselona’nın La Masia adını verdiği altyapıdan çıkardığı oyuncularla başardıkları hepimizi derin bir sessizliğe boğar.

Başarının Anahtarı…
Yukarıdaki satırları okuduysanız, eee o kadar yazmışsın çözüm önerin nedir? diye içten içe soruyorsunuzdur. Başarının anahtarı yüzümüzü dünya futboluna çevirerek yerelleşmek! Yani kendi oyuncuna yatırım yapmak. Cengiz Ünder ve Çağlar Söyüncü örneğinden yola çıkarsak bunu son dönemde yapan en iyi takım Altınordu. Türkiye’de bu sistemi en iyi uygulayabilecek fakat tam anlamıyla uygulamayan takımlardan birisi de Trabzonspor. Nedeni ise televizyonda ya da stadyumda ne zaman bir maç izlesem 61 numaralı forma ile top koşturan mutlaka bir oyuncuya rastlıyor olmamız. Bu istatistikten yola çıkarak Süper Lig’de 3, 1. Lig’de 12 oyuncu 61 numaralı formayı giyiyor, bu sayılar alt liglere indikçe de katlanarak artıyor. Bir dönem 1461 Trabzonspor’dan çok iyi beslenen ve bu sayede Yusuf Erdoğan gibi oyuncuları Trabzonspor’a kazandıran sistem son dönemde sekteye uğramış gibi gözüküyor. Sistemin belki yeni kıvılcımı Galatasaray maçında attığı akıl dolu golle hafızalarda yer eden Yusuf Yazıcı’dır. Trabzon’un içinden gelen gençler o golden sonra belki takımda daha fazla yer bulacaktır. O atılan gol belki Türk futbolu için de bir dönüm noktasıdır.

Yorumlar
Yorum Gönder